6.16.2008

 

Geriye dönüşü olmayan gidişat

California eşcinsel evliliklerin engellenemediği noktaya geldi.

Bu konu hala tuzu kuru olan çoğunluk için alakasız. Uzak. İşi şakaya vuranlar, biz evliğe lanet ediyoruz, siz niye istiyorsunuz, der.
Ama kazın ayağı bizi için başka.
Yakın zamanda İspanyol bir arkadaşla konuşuyordum. Bahreyn'de tanıştığı Filipinler pasaportlu arkadaşını halen iş için bulunduğu Londra'ya çağırmış. Çalışma değil, turist vizesi istediğini İngiltere elçiliği masraf olarak 200 pound aldıktan sonra reddetmiş. Şimdi benim arkadaş sık sık Bahreyn'e uçmadan buluşamıyorlar. Bir başka arkadaş, Türk, vize meselesi yüzünden Almanya'daki 8 senelik sevgilisinin mezarını ziyaret edemediğini söylemişti. Yine başka bir Türk arkadaş kesin dönüş yapmak istediğini, ama 10 yıldır beraber olduğu yabancı erkek arkadaşının iş bulup vize almasının zor olacağını düşünüp cesaret edemediğini anlatmıştı.

Olayın tüm medya abartısının dışındaki insani boyutu göz ardı edilemez hale geliyor gittikçe. "Umuda yolculuk."

6.15.2008

 

İlk defa 2 ay ayrılık

Benimki iş için 2 aylığına yurtdışına gitti.

İlk defa bu kadar uzun zaman ayrı kalacağız. 10 yıldır ilk defa bu uzun ayrılık.

Havaalanında ne diyeceğimizi bilemedik. Ayrılık zamanı gelene kadar gezdik fotoğraf çektik. Sonra saat geldi. Utangaç kucaklaştık. Etrafa aldırmadan dudaktan öpüşmek istedik, yapamadık.

O içeri girince hemen eve dönmek için yola çıktım.
Eve girince bir tuhaf hissettim. Sanki kendi hayatım değildi bu. Başka birinin hayatıydı. 10 yıldır ilk defa kendi başıma kaldığım için belki. Kendi başıma ne yapmam gerektiğini, nasıl zaman geçireceiğimi hatırlamadığımı anladım.

Şimdi bir hafta geçti.
Hala öyle hissediyorum. Boşluk duygusu geçmiyor.

 

Çifte standard-yine

Şu iki haberin farkına bakın:

Terhis oldu, asker arkadaşıyla evlendi
Siz hiç böyle sevdiniz mi

Aşkı cinseyetten ayrı düşünemiyor insanlar. Asker arkadaşıyla ilgili haber hayret ifadesiyle verilmiş. Yorumlar ondan da beter. Doğal olup olmama konusuna millet sıkışıp kalmış. Bundan ötesi yok sanki. Sevginin koşulları olması gerek onlar için.

Anlamıyorlar. Başlarına gelmedikçe anlamazlar. Ne yazık: bizim gaylerin hayatımızla ilgili kararları onlar veriyor. Kuralları onlar koyuyorlar. (Evlilik ve haklarımız meselesi.)

2.17.2008

 

Ben de haklarımı istiyorum!

Evet özgürlüklere ve eşitliklere çok önem verdiğini anladığım TBMM'den ben de bekliyorum. İsteğim aşağıdadır:

10 yıldır beraber olduğum (erkek) sevgilimle evlenme ya da evli çiftler gibi yasal haklara sahip olmak. Yani,
- Mirasımı bırakabilmek
- Aynı mezara gömülmek
- Hastanede ziyaret edebilmek
- Sevgilim yabancı olsa(ydı) eş durumundan vize hakkı
- Yaşam sigortası yapabilmek
- Ve diğer birinci dereceden akraba olunmadan yaplımayacak şeyleri yapmaya hakkım olmak

Yanıtlarınızı da merakla bekliyorum.

1.24.2008

 

Heath Ledger'ın anısına

Ani ölümler hele de genç yıldızları etkileyenler hep sarsıcı olur. Brokeback Mountain'ı şok sevenler de oldu, hiç sevmeyenler de. Ben sevenlerdendim. Holywood'da o ölçekte, o ihtişamda o kadar hassas bir konuda yapılan bir film önce cesaret ister. Heath Ledger gay olmamasına rağman o rolu yaptı. Helal olsun demiştim.

Son sahneyi, Heath'ın sevgilisinin yasını tuttuğu sahneyi unutamıyorum. Uzun süreli bir aşkla birini sevidiğim için o duygular çok yakın. Gömleği saklamak...Bu duyguyu bilirim.

Allah Rahmet Eylesin!
Not: Müslüman olmayanlar için öyle denmez demeyin, biliyorum.

1.05.2008

 

Homoerotik mi homofobik mi?

Teoman'la 4 Ocak'ta yapılan söyleşiden:
Hürriyet: Kadınlarla düet yapmay daha çok seviyorsunuz değil mi?
Teoman: Erkeklerle çok zor oluyor. Aşk şarkısını şimdi iki tane adam söyleyince, homoerotik şarkı oluyor. Fatih Ürek'le söylüyor gibi oluyor. Tabii o kadar da değil...
Yılbaşı gecesi Kenan Doğulu'yla Burat Kut beraber söyledikleri zaman hic de homoerotik değidi. Bence Teoman'ın yorumu kesinlikle bastırılmış bir endişesini açığa vuruyor. Homo olmak ya da öyle gözükmek. Yeterince erkek olamamak. Korkunun temelinde yatan bu.
Esas bunları aşmak erkekliktir bence. Bunları geçmek ve straight isen bunun güveniyle yaşamak.

12.13.2007

 

Sağlıklı olmak, ayı olmak

Yavaş yavaş tehlike alametleri başlamıştı son bir kaç yılda.
Limitin biraz üstünde kolestrol, bel-diz ağrıları, mide problemleri. 170 boy. Kilo 80'den yavaş yavaş 90'a çıkarken.

Sonra diyete başladım. Spora ve düzenli beslenmeye. 75'e düseyim dedim.
Ben kilo kaybetip sevindikçe benimkinin (bir ayı sever olarak) durumdan hiç memnun olmadığını farkettim. Hatta ciddi ciddi bozuldu ve bunu da söyledi. Ben de ona aslında hak verdim biraz. Çünkü fiziksel görünüş tabii önemli (bunun aslını söyleyen kendine yalan söyler, "herşey değil" demeyi ihmal etmezler.) Ve ben olayda onun tepkilerini hiç hesaba katmamıştım. Yani asıl sorun kilo vermemden çok, onun duygu ve düşüncelerini hesaba katmamış olmamdı.

Bu bir sorundu. Uzun uzun konuştuk. Karşılıklı özür diledik.

Sonuç: Ben şimdi 69 kilodayım. Hala o biraz aysını kaybetmiş olmaktan mahsun. Ben de merdivenleri rahat çıktığım için ve bir tartışma konusunu şimdilik başarıyla kapattığımız için.

Eski resimlerimi güzel bulmakla beraber, sağlık ağır bastı.

10.03.2007

 

Başını kuma sokan Cumhurbaşkanı

"İran'da sizin ülkenizdeki gibi homoseksüeller yok...İran'da böyle bir olay yok. Olduğunu kim size söyledi." Amerika'da İran Cumhurbaşkanı böyle buyuruyor.

Geçen Cumartesi canım sıkılırken Hairy Turks'e takıldım. 25 yaşlarında İran'lı biriyle biraz chatleştik. Evli biriyle beraber, çok mutlular. Hairy Turks'de onun gibi pek çok İran'lı var, bazı evli bazısı değil. Ama işte gay, gün gibi ortada. Açık.

Tüm totaliter rejimler nedense aykırı bulduğu kitlelere bindirir, yok sayar, suçlu sayar. İran bu kabustan ne zaman uyanacak ve özgür olacak? Bekleyelim.

10.01.2007

 

Sorumluluk

Hürriyet'de çıkan Almanlardan gay başbakana evet başlıklı habere göre "Alman Bild am Sonntag gazetesinin yaptığı araştırmaya göre halkın yüzde 79’u eşcinsel bir başbakanın ülkeye yönetmesinde bir sakınca görmüyor."

Asya ülkelerinde ve Türkiye'de bu oran herhalde yüzde 10'un altında olurdu. Kadınsılaşmış erkekleri kolay kabul ederiz, hele de "sanatçı"ysa, ama gay olursa ve erkek gibi erkek olarak ortaya çıkar da lider olmak isterse "olmazzz."

AB'de olsa da, bu oran Yunanistan'da ve Katolikliğin çok kuvvetli olduğu Macaristan ve Polonya'da da yüksek çıkmaz. ABD'de de.

Tabii biz kendimize bakalım. Haklar verilmez alınıra inanırsak, nasıl davranışlar içinde olursak toplumun "gay ama iş yapar, lider olur, sorumluluk emanet edilir" demesinş sağlarız? Bunu düşünelim.

8.08.2007

 

Son zamanların ilginç gay filmleri

Elime geçen son zamanlarda seyrettiğim gay konulu filmleri sizlerle paylaşmak istedim:
Boy Culture: NY'da bir rent boy kendini ve aşkın anlamını arar. Korkuları ve takıntılarıyla yüzleşirken kendini de tanımaya başlar.


The Bubble: Yine bir Eytan Fox klasiği. "Yossi and Jagger"dan sonra daha da İsrail'in politik gerçeklerini Arap-Yahudi zıtlıklarını işleyen bir film. Noam ve Ashraf'ın zor aşkı. Aşkları Yahudileri Araplardan ayıran duvarı geçebilecek mi?

Eternal Summer: Taiwan 90'lı yıllarda gerçek Çin olma iddasından vazgeçtiği ve özgür kendi olduğu ölçüde sanat alanında ilerliyor, özgün ürünler veriyor. İlk gençlik çağlarından bir aşk üçgeni. Str8 erkekler gay arkaşlarının çektiği acıyı, debelendikleri çıkmazları gerçekten anlayabilir mi?

5.21.2007

 

Askerlik ve gaylik

Uzun zamandır yazamadım. Özel işler, seyahatler. Yazmayi özlemişim.

Yurtdışında yaşayan ve bir süre önce Dövizli Askerlik için Burdur'da 3 ay kalan bir arkadaşla yemek yedik geçen ay. Yurtdışındaki yaşamından, partnerından ve askerlikten bahsettik. Ben de yag ve asker olduğum zamanı hatırladım.

Tabii yag olduğumu kimse bilmiyordu. Ancak ben biliyordum. Ama yine de bir yüktü. Olduğundan başka gözükmeye çalışmak. Askerliğin kendisi erkek olmakla, erkeksilikle neredeyse eşanlamlı olduğundan normal çalışma yaşamındakinden daha da zor gelmişti saklanmak. Arkadaşıma da öyle gelmiş.

Biyolojik erkeklik yetmiyor çünkü. Karşi cinse karşı maço-taşfırın erkeği olmanız gerekiyor. Bu TSK'nı ön gördüğü bir şey değil tabii. TSK'nın onayladığı ya da desteklediği bir olay da değil, olamaz da. Adamlar askerliğin mesleki yanı ve gerekleriyle ilgililer yalnız, bir vukuuat olmadığı sürece tabii. Bahsettiğim şey askerliğini yapan insanların, manga arkadaşlarının hali. Türkiye'de sokaktaki genel halin günlük hayata, uyku dışındaki 16 saata yoğunca yayılmış durumu. "İbne" olmanın en aşağılık yaratık olmak anlamına geldiği, Bulvar gazetesinin ve ikinci sayfa güzellerine yalnız tek gözle bakılabildiği bir dünya.

Ama tabii anlamlıydı ve "her Türk erkeği gibi" arkadaşım da ben de ödevimizi yapmaktan mutluyduk. Sonra çevremizi, arkadaşlarımızı seçebileceğimiz normal hayata dönmekten de.

2.17.2007

 

Evlilik üzerine -1

Bir gecelik bir anlık beraberliklerden başka birşey bilmeyenler için gay evliliği anlamsız bir "Avrupalı" fantazisi. Ne gerek var değil mi? Bağımsızlık varken.

Herkes kendinden sorumlu tabii.

Evli olmak, beraber olabilmek için değil beraber kalabilmek ve paylaşmak için gerekli. Zorunlu anlarda beraber olma hakkı maalesef kanunen evli olanlara veriliyor yalnızca. Hastaneler ve cenazeler örneğin. "Eşi" ölüm döşeyindeyken bile "yabancı" olduğu için hastaneye alınmayanlar. Vize alamadığı için "eşiyle" aynı ülkede yaşayamayanlar. Parası ortak ödenen mülklerin, örneğin evin, "eşin" ani ölümünden sonra resmi mirasçıların kontroluna geçmesiyle sokakta kalanlar.

"Eşimin" babası uzun zamandır hasta. Geçen hafta durumu ciddileşti. Neyse ailesi bizim durumu biliyor. Eğer ani birşey olursa diye cenaze hazırlıkları konuşuldu. Ama anladım ki durumu bilmeyen akrabalarının dedikoduları nedeniyle benim orda bulunmam doğru bulunmuyor. Demek ki böyle zor bir anında yanında olamayacaktım. İşten izin de alamazdım. Ona ve ailesine en çok destek olmam gereken anda işte toplumun değer yargıları ve resmi engelller bana karşı duracaktı. Kadın-erkek evliliklerindeki doğal "kolaylıklar" bizim hakkımız değil.

İşte buna HAKSIZLIK denir. Bilmem ne hissetiğimi anlayabildiniz mi?

1.26.2007

 

Din ve Günah üzerine -3

Blog'umun en çok okunan yazısı, Din ve Günah üzerine'ye geçenlerde HAFIZ isimli bir arkadaştan yorum geldi. Özet olarak uzaktan bakın ama kendinizine hakim olun, eyleme geçirmeyin, böylesi belki daha iyi olur sizler için, anlamında.

Yanıtı uzun uzun düşündüm aslında. Tabii insanların seçimi, sabretmeyi seçenler olabilir. Ama arkadaşın verdiği öğüdün anladımını da düşünmesini isterim. İnsan psikolojisin temel taşarından bir cinsellik ve cinsel yakınlık-sevgidir. Yemek, içmek, uyku gibi doğal bir ihtiyaç. Leyla-Mecnun, Ferhat-Şirin gibi hikayelerde anlatılan sevgi her ne kadar saf ve platonik olsa da, aslında sevgiliye fiziksel kavuşma ihtiyacı inkar edilebilir mi? Gay olan bizlere öğüt vermek "kızgın çölü oruc tutarak geçirtmeye" benziyor. Bu öğüdü büyük bir özveriyle uygulayanlar hayatlarının tam bir denge içinde mutlu, kendileri ve çevreleriyle barışık olarak, verimle çalışarak geçtiğini söyleyebilecekler mi?

1.11.2007

 

HIV/AIDS::Oral seks

Soru: Merhaba ben ilişkilerimde oral yapmayı cok seviyorum ve partnerimin sonuna kadar gitmesine izin veriyorum. Bu bir sorun yaratır mı AIDS falan gibi?

Optimist

Yanit: Oral ilişkiler ve AIDS riski çok sorulan sorulardan. Kısa yanıt vermek gerekirse: evet hiv (aids'e yolaçan virus) ve diger cinsel yolla bulaşan hastalıklarin bulaşma riski var.

AIDS için konuşmak gerekirse bu yolla bulaşma riski anal yola gore azdir, ama sıfır degildir. Size şunları tavsiye ederim:
- Tek bir partnere bağlı kalın
- Partnerinizin son üç ay içinde sizden baskasıyla beraber olmadigina emin olun
- Bu sürenin geçmesinden sonra partneriniz AIDS testi olmalı, diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların testleri de iyi olur
- Sonra tamamen tek eşli bir yaşami seçerseniz risk azalır. Ama bu karşılıklı %100 güven gerektirir.

Umarim yanitim sizi korkutmamistir. Riskin bilincinde olmaniz cok onemli.

12.19.2006

 

Sevgililer kullanılıp atılmak zorunda mı?

Geçenlerde uzun zamandır karşılaşmadığım gay bir arkadaşa rastladım. Konuştuk falan. Sonra laf (tabii ki) aşk hayatlarımıza geldi. Benimkiyle 9 yıldan fazladır beraber olduğumu söyledim. "Artık seks yapmıyorsunuz değil mi" diye sordu pişkince. Ben şahsen böye özel şeylerin çok doğalmışçasına, "sigara içer misin" edasıyla sorulmasını hep yadırgarım. Ama neyse, gerçeği söyledim, "tabii yapıyoruz, ilk zamanlardaki kadar sık olmasa da." Nedense çok şaşırdı, gözlerini büyük büyük açtı. "Sahi mi, ama herkes bir kaç seneden sonra ya ayrılıyor, ya da artık açık ilişkiye geçiyor", dedi. Ben de "biz öyle değiliz" dedim. Sonra "beraber bir yerlere gidelim, hem 3'li yaparız, ikiniz de tipimsiniz", dedi.

Dumur.

Erkekler için "aşk ve seksi" ayrı düşünür derler. Belki çoğunluk için öyle. Ama benim, bizim değil.

Sevgimi kullanıp atamam ben.

12.13.2006

 

Size bir film anlatayım



Hikayenin ana hatlarını çoğumuzun Türkiye'mizde yaşadıklarına benzer bulacak mısınız bakalım?

İki erkek sevgili var: 30lu yaşların başindaki G., 40lı yaşların sonundaki T. Kendisi çocuk yaşlarda tacize uğramış, bu nedenle erkek-kadın ilişkilerine kuşkuyla bakan kadin, S. Bu üçlü bir vesileyle tanışır ve iki erkek sevgilinin arasındaki romantizm, S.in ilgisini çeker. T. evlidir ve büyük bir şirkette çalışmaktadır. Üçlü arasında bir dostluk kurulur, beraber yemeğe içmeye, pikniklere gidilir. S. iki sevgiliye evinde "yatacak" yatak bile vererir. Ama T.nin karısı durumu çakar ve 3 arkadaşı taciz etmeye başlar. T'yi eve dönmezse gay olduğunu şirkete söylemekle tehdit eder. T. çaresiz S.den ayrılır. Bir kaç yıl sonra karşılaştıklarında T., S., ve G., ayrı ayrı acılar yaşamışlar, bir şekilde bireysel sorunlara çareler bulmuşlardır. T.nin şirketinde eninde sonunda gay olduğu anlaşılmıştır ve olaylı bir şekilde istifa ettirilmiştir. G.nin annesi onunla bir süre yaşamış, sonra hastalmış ve ölmüştur. S. bir erkeğin adeta tecavüzüne uğramış, hamile kalmış ve bebeğiyle yaşam mücadelesi vermektedir.

Ama dengeler kurulmuştur. Yaşam bir şekilde devam eder.

...

Filmin orijinal adı: Okoge. 1992 Japon yapımı, yönetmeni Takehiro Nakajima. Ben filmi İstanbul Film Festivalinde seyretmiştim. (Japonca'da Okoge gayleri dost dutan kadınlara verilen admış.)

Filmdeki iki erkek oyuncu da aslında heteroseksüel. İki erkek arasındaki romantizm gerçekten etkileyici, sevişme sahnesi de. Ama esas önemli olan toplum baskısının hayatlarında nasıl bir rol oynadıği, olayları, ilişkileri şekillendirdiği ve mutluluklarına malolduğu. Buruk bir tad bırakmasına rağmen birey olarak seçeneklerimizin olduğunu belirtmekten de çekinmiyor.

Bu yüzden eğer İngilizce alt yazılı bir örneğini Amazon'dan falan bulabilirseniz kesinlikle tavsiye ederim.

11.30.2006

 

AIDS homo hastalığı mı?

NTV'nin web sitesindeki Türkiye?de AIDS başlıklı haberde AIDS taşıyıcı sayısının arttığına yer verilmiş. Cinsel eğitimin arkadaşlardan, gazetelerden ve porno filmlerden öğrenildiği ülkemizde bu beklenen sonuçtu.

Haberin bence en can alıcı tarafı "Bulaşma Yolları" başlıklı bölümde. "Homo/biseksüel cinsel ilişki" yoluyla HIV taşıcısı olanların sayısı, "Heteroseksüel" yolla HIV kapanların 6'da biri!!

Umarım AIDS'in homo hastalığı oldugu inancını bu verileri kullanarak yıkabiliriz.

11.29.2006

 

Kıskançlık üzerine-2

Geçen arkadaşla konuşuyordum. Sevgilisi (erkek) kabin görevlisi. Uzun zaman beraber olamıyorlar. Beraber olamadıkları zaman sevgilisinden çok kuşkulandığını, ama aslında kuşkulanmasını gerektirecek hiç bir şeyin olmadığını anlattı. Bu derece kıskançlık duymasından hiç mutlu değildi, sevgilisine bunu aksetttirmek de istemiyordu, çünkü haklı olmadığını biliyordu.

Ne aldatma gaylere özgü tabii ne de aldatma-aldatılma. Erkekler gerçekten tek eşliliğe yatkın degıl, bu yüzden iki erkeğin ilişkisi ORTALAMA olarak erkek-kadın ilişkilerinden daha kaygan bence. Ama harika istisnaları da yaratıyor ve görüyoruz. Gay evlilik talepleri de bunun kanıtı.

Kıskançlık sahiplenmeden kaynaklanıyor bence. Sahiplenme kaybetme korkusunu, korku da kıskançlığın yıpratıcı, yorucu yanını getiriyor. Ben kıskançlığı daha çok hüzünle yaşarım. Kendimde yetmeyen birşey olduğu duygusuyla. Sinirlenmem, kızmam, üzülürüm, daha çok kendime. Çoğumuz dışarı yansıtır içindeki öfkeyi. Sevgilisini ve sevgisini hırpalar.

Arkadaşa kendini kıskançlığa çok kaptirmamaya çalışmasını önerdim. Çünkü belli bir noktadan sonra zehirleyici olacak, hem kendisi hem karşısındaki için. Sevgilisiyle sık sık mailleşmesini (kontrol amaçlı olmamak koşuluyla) telefonlaşmasını önerdim. Zaten bunları yapıyorlar. Sonra bu duyguyu neden bu kadar yoğun yaşadığını düşünmesini. Sorun sevgilisinde değil, kendi korkularında çünkü. Kendisiyle yüzleştiği zaman sorunun temeline inmiş olacak diye düşunüyorum.

11.22.2006

 

Kıskançlık üzerine yorumlarınızı bekliyorum

Kıskançlık üzerine bir iki soru aldım. Kendimin de zaman zaman zorlandığım, kişiden kisiye değişen bir konu. Zor konu. Sizler ne düşünürsünüz?

11.15.2006

 

"Oğlum bir eşcinsel"- Hürriyet

Oğlum bir eşcinsel başlıklı yazıdan çok etkilendim. Annenin anlattıkları şeyler beş aşağı beş yukarı dünyadaki pek çok benzeri durumda yaşanıyor, tabii yalnız şanslı azınlıkta. Kendilerini kutluyorum, darısı herkesin başına.

Yorumlara da baktım. Çoğunluk açık yüreklilikle yazmış. Bir iki yorum yine Allah'ın gazabı ve çocuklara kötü örnek olmak üzerine. Bu konulara bu blogda çok değinmiştim. Sayın Hakan Yıldırım'ın yorumu ilginç:"Nasıl bu hale geldik diye düşünüyorum...Arkama bakıyorum(geçmişimize) bulamıyorum bizleri bu hale getiren sebebi! Rabbim hakkımızda hayırlısını yaşatsın." demiş. Eşcinsellik Osmanlı'da da öncesinde de vardı. Yalnızca gizli kapaklı ve belgelenmemişti. Bu blogdaki Evli Erkekler başlıklı yazılar izlenirse bu yaşamların hep var olduğu ve olacağı da görülür. Kafalarını kuma gömmeseler görebilecekler.

11.14.2006

 

Özeleştiri

Başlarkende yazdığım gibi uzun süreli bir beraberliğgim var. Doğruyu söylemek gerekirse 9 yıldan fazla.

Geçen aylarda bu beraberliğin anlamını kaybetmeye başladığını, içinin boşaldığını, hissetmeye başladım. Rutinleşmiş şeyleri yapmaya başlamıştık aynı evin içinde, derinliği olmadan. Seks de dahil. Boşalmak için, yapmış olmak için. İş ve anne-baba durumlarındaki elde olmayan olaylar beraber geçirdiğimiz zamanı azaltmaya başlamiştı son yıllarda.

Konuştuk evvelki hafta, uzunca. Daha fazla zaman geçirmek için imkanları zorlamaya karar verdik. Gecen haftasonunu biraz tatil alıp uzaklarda bir yerde geçirdik.

Dün kendi başıma kaldığım anda düşündüm: rutin içinde beraberliğimizin anlamını düşunmeden düşüncesizce birşey yapabilirdim, ya da söyleyebilirdim. Onu kırabilirdim, neyseki böyle birşey olmadı. Biraz kıyısından döndüm. Evet o da.

Başka insanlarda, tenlerde evet değişiklik var, merak var, heyecan var. Beklenmedik yeni şeyler var. Ama onun özellikleri ve beraberliğimiz de yalnız onda var. Başkasında yok. Bunu kaybetmek ne zor, ne aptalca olurdu. İnsan bazen "elindeki"lerin (aslında elde olan birşey yok zaten, el mecazi) değerini bilemiyor.

Bunları düşünürken o an içimde büyük bir şükran duydum. İyi ki beraberiz, devam ediyoruz ve herşey yolunda!

11.10.2006

 

Ayı olmak üzerine-2

Geçenlerde göz zevki için internette geziniyordum. Ayılarin, ayıcıkların porno ya da soft resimleri.

En çok hoşuma giden olayın aslında iki ayınin öpuşmesi olduğunu farkettim. İki sakallı, bıyıklı herifin "deep kiss" - derin "Fransız öpuşmesi", hep romantik hem oldukça ve oldukça erotik. Sakalların birbirine değmesi, sürtmesi...Himm..Neyse daha fazla devam etmiyim, yayın ilkelerime aykırı birşey olabilir:)

11.07.2006

 

Ecevit'in ardından - büyüme zamanı

Onu son başbakanliğıdaki haliyle değil, çocukluğumdaki haliyle hatirlamak isterim.

Cocukluğumdaki Ecevit benim için özgürlük ve demokrasinin semboluydu. Bağnaz olmayan Atatürkçülün, populist olmadan halk adamı olmanın, dürüstlüğün...Onun aramızdan ayrılmasıyla bende geride kalan buruk, tarif etmesi zor bir duygu. Bir şeyleri, belki de çocukluğu, saflığı ve idealleri kaybetmek gibi bir şey.

Bugün gazetelere göz attım. İste hoşuma giden, bana dokunan bazı satırlar:

Pakize Suda,
Bir devir kapandı.

Sırf siyaset tarihi değil dediğim. Bizim de, yani o Karaoğlan?ken çocuk olanların da hayatında bir devir kapandı.

Karaoğlan oralarda bir yerde hálá durmaktayken biz de hálá çocuktuk sanki!

05.11.2006 itibarıyla artık çocuk değiliz!

Hatta genç bile değiliz.

Ecevit öldü baba!

Cüneyt Ülsever,
Özgürlüğün haşin bir kartal olmadığını, beyaz bir güvercin olduğunu bana Bülent Ecevit öğretmişti!

O zamanki adıyla Karaoğlan?ın benim neslimin düşünce haritası üzerinde büyük emeği vardır!

Ertuğrul Özkök,
Ecevitler?in VIP imtiyazlarının her türlüsünü reddedişlerini, halkın mütevazı yollarını ve kalabalıklarını tercih edişini hatırladım.
Ecevit?le giden işte buydu.
Önceden ilan edilmiş ölüme işte bu yüzden bir türlü alışamamıştık.
Çünkü Türkiye?nin sırtından yolsuzluk lekesini silmeye çalışan dürüst insanlardan biri daha eksiliyordu.
Son yıllarda, "Dürüstlük tek başına bir erdem midir" diyenlere rastlamıştım.
Duvardan çekilen bir tuğlanın bıraktığı boşluk, bu sorunun cevabını veriyor:
Evet erdemdir...

Rauf Tamer,

Politikacı değil, Devlet Adamı?ydı.
Sadece Başbakan değil, daima önde giden bir Türk oldu.
Sadece ülkesinde değil, dünyada saygınlık kazandı.
Rahmetli annesine ne mutlu ki, böyle bir evlât yetiştirmiş.
Yüreğimden kopan bütün güvercinleri ona yolluyorum.
Güle güle Beyefendi.
Şerefle.

Son olarak Meral Tamer,
Türkiye'nin son devlet adamını, "Demokrasi adına bu cenazeye katılmam gerek" diyerek son görevini yaptığı Kocatepe Camii'nden uğurlayacağız. Siyah kasketlerimiz ve mavi gömleklerimizle...

Hepimizin başı sağolsun!

11.02.2006

 

Eşcinsel derneğini kapatmaya ret

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ?Pembe Hayat? isimli eşcinsel derneğinin kapatılması yönündeki talebi reddetti başlıklı NTV'nin haberine göre:

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Savcısı Kürşat Kayral tarafından kaleme alınan kararda eşcinsel, biseksüel, lezbiyen, gay ve travesti ifadelerinin, bireye hak veren ya da yasaklayan kavramlar olmadığı, aksine insanı tanımladığı belirtildi.

Kararda, özgürlüklerin, kamu düzeni, gehel ahlak gibi kavramlarla sınırlandırılmasının dar bir çerçevede yorumlanması gerektiğine dikkat çekildi. Bireylerin kendilerini ifade etmelerinin önüne geçecek yorumların özgürlüklere aykırı olduğu vurgulandı.

Kararda ayrıca cinsel yönelim ve kimlik haklarını savunan bir örgütün kapatılmasının ?örgütlenme özgürlüğünün ihlali? anlamına geleceği belirtildi.

10.29.2006

 

İlişkiler::Evli erkekler-2

İlişkiler::Evli erkekler başlıklı yazıdaki Şahin dostumuzdan bir email geldi. Kendisinin mutluluğunu kutluyorum. Sizinle paylaşıyorum:

Merhaba ben Şahin, Şanlıurfadan. Çok mutluyum ve mutluluğumu sizlerle paylaşacağım. Hatırlarsanız daha öncede yazmıştım ve hala yazım ana sayfada var biliyosunuz aşığım. Ama evliyiz ve bu buna engel olamadı çünkü sevıyorum aşkımı sevgili arkadasım. Daha önce dediğim gibi sevgilimle aynı şirkete çalışıyorduk, o ayrıldı. Onun yokluğu önceleri beni bayağı etkilemişti, ama sonra baktım ki günden güne aşkımız alevlenip büyümeye başladı. Birbirimizden uzaklaştıkça o beni, ben onu özlemeye başadık ve ilişkimizin güçlendiğini hisettim. Evet 3 ay öncesıne kadar aramızda hiç bir beraberlik olmamıştı, durumuz üstun gelıyodu yani evlilik. Ama duygularımıza kulak verdik, ne istediğimizi dınledık. Ben onu o da beni istiyordu ama en son ona dokundum göğsunu okşadım ona sarıldım, ve o da rahat bir şekilde bana. Sarılıp alev alev yanmaya başladık saatlerce. Çok harıkaydı. Ayda veya iki ayda bir beraber oluyoruz. Şimdiye kadar ikinci çigınlığımız. Böyle bir aşkı tüm (lubunya)arkadaşlarımın da yaşamasını isterim.

Herkese mutluluklar. Sorunum yok şimdilik, ama sevincimi paylaşmak istersen bir kaç kelimeyle sevinirim. Canlarım sizleri de sevıyorum çünkü sizlere açılıyorum, rahatlıyorum. Arkadaşlar bazen çocukca hareketlerde bulunuyorsunuz. Siz nasıl durumunuzu ailenize açıla bilirsiniz? Oonlar için çok zor bir durum, hele Doğuda olan biri asla açıklamasın. Aile büyükleri oturup onun için bir karar verir ve kararın ne olacağını kendileri de iyi bilir. İyi düşünün, öyle karar verin. SAYGILAR SEVGİLER

10.27.2006

 

Herşey namus için

Hürriyet'in "Üniversiteli bile ?Töre için öldürürüm? derse" başlığıyla verdiği haberde demek isteniyor ki üniversitelerde bile namus cinayeti, bekaret falan gibi konularda muhafazakarlık had safhada.

Bu haberin neresi şaşırtici? Üniversite "aydınlanma" için değil ki ülkemizde. Lisenin devamı olarak "meslek okulu" gibi birşey. Derselerin çoğu didaktik olarak verilir, tartışma azdır. Liselerde 1980'den sonra Ahlak dersleri Din dersleriyle birleştirilirse, Felsefe, Sosyoloji vb. kalkarsa çok sesliliğe, özgür düşunceye üniversitelilerimiz nasıl bulaşacak ki? Mahallesinde, ailesinde ne görürse o.

Bir de öğrenim üyelerine sorsalardı, bak o zaman daha da "çarpıcı" olurdu.

10.22.2006

 

Eşcinsellik doğada da var

BBC'deki Oslo gay animal show draws crowds habere göre Oslo'da açılan bir fotoğraf sergisi hayvanlar dünyasındaki eşcinselliği konu alıyor. Serginin verdiği bilgilere göre dogada 500'u oldukça iyi belgelendirilmiş, 1500 türde eşcinsellik varmış. Tabii sergiyi fazlaca "maksatlı" olduğu gerekçesiyle eleştirenler de var. Ama benim de ilgimi çekti, çünkü hayvanların üreme amaçlı cinsellik yaşadıklarına ben de inanırdım. Demek ki hayvanlarda da bu kadar basit değil işler. İhtiyaçlar çeşit çeşit.

Eşcinselliği doğanın kurallarından sapma olarak görenlerin ilgisi ve bilgisine...

10.19.2006

 

Açığa çıkmak::Ailemle yaşamak zor

Soru: Merhaba öncelikle size teşekkür ederim sorunlarımızı birazda olsa çözmeye çalışmanız beni sevindirdi. Benim sorunum şu belki okuyanlar yalan söylüyor diyebilir, ama bunlar gerçek, ben 20 yaşında bir gencim kendimi bildim bileli erkeklere o kadar ilgim vardı ki hep bir erkek arkadaşım olsun beni anlasın işsterdim. Ergenlik çağıma kadar herşeyi ailemden sakladım evime bilgisayar aldım ve durumumu incelemeye başladım. 1.5 sene araştırdım, bu süre zarfında kendim gibi birini bulmak onunla mutlu günler geçirmek istiyordum ve kendime bir arkadaş buldum. Herşey rüya gibiydi geceleri onu düşünüyor kısacası hayatım onun için devam ediyordu. Derken ailem benim bir şekilde gay olduğumdan şüphelenmeye başladı ve beklediğim gün gelmişti yapdığım araştırmaları tek tek onlara okududum. Beni olgunlukla karşılayacaklarını sanarken beynimden vurulmuşdum, annem beni lanetli iğrenç bir yaratık olarak görüyor, seni doğurcağına keşke taş doğursam diyordu. Tek tesellim sevgilim kalmışdı. Ama babam sinsice planları doğrutusunda ondan beni ayırmıştı. Sonrada teselliler vermeye başlamışdı ama ben onu unutamıyordum. 1 sene kadar kendime gelemedim daha sonra aylar geçdikçe babam beni bu alemden çekmeye çalışdı, ama başaramadı. Bu sefer ben ona bir ders vermek istedim ve onu gay cafeye götürdüm. Ona gaylaerin toplumun sandığı gibi insanlar olmadığını ispatlamak için. Biraz yumuşamaya başladı, ama bu seferde askerlik devreye girince olaylar daha da patlak verdi. (...) Şu anda okumuyorum. Konservatuara hazılranıyorum. Ailemde para durumu. Bu yüzden onlara yük gibiyim, her şeyim laf, içtiğim sigaraya varana kadar. Ayrıca askerlikle ilgili şöyle söyliyeyim ben askere alınmadığım halde annemin bana davranışı ve onur kırıcı laflarından dolayı askeree gidiyorum. Ayrıca bu durumumdan dolayı çok azarlanıyorum, hayatıma karışmları, davranışilarıma karışmaları, beni sinir eden bir durum, bana yardımcı olursanız sevinirim.

Mert

Yanit: Oldukça zor bir şey yapmışsın. Yani hayatını kazanmadan ailesine açışan azdır. Eşcinsellikteki en zor yanlardan biri aileyle olan ilişkidir. Özellikle de "açılma" durumu. Duygular çok yoğundur. Bizim gibi zaten 100% duyguyla hareket eden toplumda iş daha da zor.

Önce belki denediğin ama sonuç alamadığın bir şeyi yeniden denemeni önermek isiyorum. Ailenle ozellikle de annenle konuşman, neler hissettiğini, mutsuzluğunu. Karşılıklı birbirinizi anlamanız gerek. Onlar neden seni değiştirmeye çalışıyor? Bunu da sen anlamalısın. Unutmaman gerekir ki, onların evlatlarıyla ilgili kurdukları hayaller, beklentiler var. Seni yetiştirirken, çeşitli zorluklara katlanırken belki bu hayaller, beklentiler daha da büyüdü. Ve belki senin gay olman onlari için bir hayal kırıklığı. Pek çok benzer durumda anne-baba, kolay kolay gerçeği kabul edemez. Hayal kırıklığı, çeşitli endişeler...Kendini onların yerine de koyman gerek. Aileye açılma durumunda genelde anneler yumuşak, babalar katıdır. Anneler kendi doğurduklari insani her koşulda kabule etmeye ve sevgiye boğmaya programlı gibidir adeta. Senin durumun bu yüzden özel. Annenin gerçek duyguları ne acaba? Gerçekten senden iğrenç bir yaratıkmışsın gibi nefret mi ediyor? Yoksa nefret ettiği kendisi (seni doğurup terbiye ettiği için) ya da baban mı? Çevrenin tepkilerinden mi çekiniyor? İnsan tepkileri bazen yansımalı olur. Gerçek duygularını konuşmadan bilemezsin. Belki annen de bilmiyordur. Baban bu konuda sana yardımcı olamaz mı?

Eğer konuşmak işe yaramazsa da yaşaman gereken bir hayat var. Askerden sonra evden ayrılmak bir diğer seçenek. Ama hayatını kazanmak için istemediğin, geleceği olmayan işler yapman gerekebilir. Konservaturı bitirene kadar geleceğin için sabretsen daha iyi olur belki. Okula başlayınca zaten çoğu zamanın dışarda geçecek.

Kendi hayatını bir şekilde kurduğunda bile ailenle aran düzelmezse, tüm çabalarına rağmen, işte o zaman geriye dönüp bakmaman gerekebilir. Gay olarak mutlu olman en önemlisi. Sonuçta anne-babaların aslında istediği de budur, ama gay olarak mutlu olunamayacağına dair ülkemizde genel bir kanı var. Doğru değil tabii. Senin benim gibi çok gay var, bu yüzden artık yalnızlık yok.

10.18.2006

 

Cinsellik::Mastürbasyon sorusu

Soru:Slm bir sorunum var. Ben 16 17 yaşlarında aktif-pasif (ap) gay ım. 14 yaşından beri pornolara bakarak rahatlıyordum, yani kendımı bildiğimden berı gayım. Duygusal beraberlıklerım oluyor ama onlarla 1 kaç defa anal ilişkiden sonra onlara karsı birşey hissetmiyorum. Ayrıca cinsel ilişkilerimde mastürbasyon yaptıgım kadar zevk almıyorum. Nedeni nedır acaba?

First
Yanit: Wow. Yaşın oldukça genç. Bu yaşta hatta daha ilerki yaşlarda hiç cinselliği olmayan çok insan var. Gençken bazen cinsel istek çok yoğun olur, boşalmak sevişmekten önemlidir bazen. Duygusal boyut var olsa da biraz ikinci planda kalabilir. Yaşın ilerledikçe, duyguların daha derinleştikçe, sevişmek gerçek bir ziyafete ve doyuma dönecek. Aynı şey mastürbasyondan daha çok zevk almanda da geçerli olabilir. Pornolar haya gücümüzü çalıştırır. Hayal etmek de cinsel isteği körükler. Beynimizde yaşadıklarımız yani porno görüntüler ya da bunlara bağlı hayaller gerçekten daha da yakın ve kuvvetlidir. Bunda çok endişelenecek bir şey yok. Gerçek aşk, derin ve uzun sevişmeler yaşamında arttıkça mastürbasyonu sıkıcı bulacaksın. Ama biz erkekler için, zor zamanlarda her zaman kurtarıcıdır, değil mi?

10.04.2006

 

Nefret sınır tanımıyor


GAY LEZBİYEN PORTAL sitesine tıkladım biraz önce. Sürpriz! Hacklanmış! Aynen şöyle yazılmış, imla hatalarına dokunmadan aktarıyorum. :"Aklınızın Bir Kenarına aşağıda yazılanları kaydedin. Hacked by (Reklam olmasın diye ismini yazmayacağım.) SAPIK İLİŞKİLER DE BULUNAN BİR TOPLUMUN SONU LUT KAVMİNDEN FARKSIZDIR..SİZİN BU İŞİ ÇOK DOĞAL BİRŞEYMİŞ GİBİ İNTERNET ORTAMINDA RAHATÇA YAPMANIZA ÇOCUKLARIMIZA VE YENİ NESİİLERE KÖTÜ ÖRNEK OLMANIZA MÜSADE ETMEYECEĞİZ ETMEYİZDE...ALLAH (c.c) GÜNAHLARINIZI AFFETSİN."

Tek tip insan yaratmak, şeriata göre herkesin yaşamını zorlamak. Umarım yakında orda burdaki gay barları cafelere saldırmazlar. İnternette rahat bırakın bari bizi. Gündelik hayatta çektiklerimiz yetmiyormuş gibi.

10.03.2006

 

Açığa çıkmak::Amerika'da şirketler gay ve lezbiyen çalışan arıyor



For Gays, Some Doors Open Wider başlıklı yazı geçen aylarda yurtdışında davet edildiğim bir partiyi hatırlattı. Finans Şirketleri, mesela Citibank, Goldman Sachs, Lehman Brothers falan gay ve leziyenler için bir networking olayı planlamıştı. Lüks bir iş merkezinşn 50. katındaki toplantıya olayı düzenleyen ve ve diğer şirketlerdeki gay-lezbiyenler ve destekleyenler gelmişti. İnsan kaynakları bölümleri de.

Amaç iş yerlerindeki çeşitliliği desteklemekmiş.

Yine imrenerek darısı başımıza diyeceğim. "Benim hala umudum var." Birşekilde.



Site dışındakı linklerin içeriğinden sorumluluk kabul edilmez. Site içeriğinin kopyalanması yasaktır.